Yıldızlar Bu Dünya İçin Fazla Güzeller

1995 edirne kahve ıhlamur çikolata hayattan beklentilerim var mesela
Yabancı şarkıları söylerken bilmediğimiz yerleri beraber saçmalayacak birini bulucam, inanıyorum.



cihan turgut

*

ben hiç anlatamadım. hep onlar anlattı, ben dinledim.

/

Artık seni düşünmemeyi başardığım günler oluyor.

*

şimdi var mı bilmem ama eskiden pazarlar da bir sürü civcivin içine konduğu ve genellikle kartondan yapılan bi kutu vardı . hee işte o civcivlerin topluğu bi sen ediyosun. vay anasını cümle kuruşumu kovalasınlar.

*

onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum. giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu.

bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocuklık aşkı… bir gün gittim dedim ki: ”biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep…” bana dedi ki: ”rica ederim…”

öyle bir ağrıma gitti ki: ”ben de sana rica ederim” dedim… ben o zaman anlamını bilmiyordum. yani onu bir küfür zannettim.

(ahmet kaya)

*

küçükken düğünlerde anne kucağında uyuya kalan bi nesile aitsin karşı komşum. o yüzden bana ”müziğin sesini kıs uyumaya çalışıyoruz” deme. oraya gelip ağzını, burnunu, kapını, kalbini kırarım.

ciddiyim ki ben.

(Source: dogukanicil)

(Source: nlykmu)

*

dört buçuk yaşında, istanbul’dayım… annem ve babam işteyken bana ”nazlı bulgur” adında bir teyze bakıyor. bi keresinde nazlı teyze’nin işi vardı ve annem görev yaptığı okuldan izin alamadı… yani ben üç saat filan evde tek başıma kalacağım… annem, benim artık delikanlı olduğumdan söz ederek, evde uslu uslu oturup radyo dinlememi ve asla sokağa çıkmamamı tembihleyerek okula gitti… allah için, bir süre gerçekten uslu uslu radyo dinledim… fakat bir süre sonra canım inanılmaz şiddetle ekmeğe sürülü salça istedi… komşumuz şükriyanım’ın suçu… o alıştırdı beni salçalı ekmeğe. sokakta oynarken bir koşu gidip kapısının her çaldığımda salçalı ekmeğim hazırdı… (sonradan hatırladım, bakınız: annem beni ”lan oğlum evde aç kalıyomuşssun gibi ikide bir elalemin kapısına dayanıp salçalı ekmek istemesene!” diye azarladığında yine de salçalı ekmeğin büyüsüne karşı koyamadğımdan kendime bir çözüm bulmuştum. ekmeğimi evden kendim götürüyor, şükriyem’e uzatıp ‘bunun üzerine salça sürebilir miyiz” diyordum. çocuk aklıma göre böylesi daha adil oluyordu.) karar verdim… kapıya, komşuya gittiğime dair bir not bırakıp, salçalı ekmek yiycem… fakat not bırakacak okuma yazma bilmiyorum… yani, bana sorarsanız biliyorum tabi… mesela ”S” harfi var, bir yılana benziyor… ”H” harfi var ki, ben bunu bir merdivene benzetip çizebiliyorum… annem zeki kadındır, sadece komşunun ismini yazsam nereye gittiğimi anlar… şükriye ismi karışık geldi… karar verdim kızı sevim’in ismini yazıp gidicem… yazdım… ”S” harfini yaptım… sonra kendimce ”E” sandığım bir şeyi yanına koydum… fakat ”V”, ”İ”, ”M” harflerini hayatta beceremicem. mutfakta ”vim” denilen bir temizlik tozu olduğu aklıma geldi… tabii ya! gidip, kutuyu buldum, üzerindeki üç harfli sözcüğü de ”S” ile ”E”nin yanına koyduğum gibi ver elini salçalı ekmek… zaten başka hiçbir yere gidemeyeceğimden annem beni sevim’lerde buldu. hiç kızmadı. ”oğlum kocaman olmuş da yazılar yazmış” dedi… o beni, ben de salçalı dudaklarımla onu öptüm… ”ne yazdın peki” dedi… nasıl yani? sevim yazdık ya… ”sefay ne demek oğlum?” diye sordu… biraz sonra temizlik tozunun üzerinde ”vim” değil ”fay” yazdığını anlamıştım…

*

Bir masala tutunarak başladı yürümeye, bir yıldıza elini uzattı. Cıs! Bir ara değecek oldu sonsuza, geri çektiler. Büyükler hep korur.

More Information